Hava Durumu

#Sağlık

Dubai News - Sağlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

BÜYÜK ONUR! Türkiye, Global Klinik Araştırmalarda Bölgesel Merkez Olma Yolunda  Haber

BÜYÜK ONUR! Türkiye, Global Klinik Araştırmalarda Bölgesel Merkez Olma Yolunda 

23. Türkiye Hemofili Kongresi bu yıl 15-17 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya Pine Beach Belek Otel Kongre Merkezi’nde Türkiye Hemofili Derneği ve Hemofili Federasyonu’nun ev sahipliğinde düzenleniyor. Kongrenin ilk günü olan 15 Nisan Çarşamba “Dünya Hemofili Günü” kapsamında Türkiye Hemofili Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Bülent Zülfikar başkanlığında basın toplantısı düzenlendi. Hemofili Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi öğretim üyesi Prof.Dr.Kaan Kavaklı ile Fransa - Lyon Universitesi Hemofili Merkezi ve Hemostaz Ünitesi Başkanı Prof.Dr.Yeşim Dargaud’un da değerli bilgiler paylaştığıtoplantıda; Hemofili tedavisindeki yenilikler, bilimsel gelişmeler, tedaviye erişim ve gelecek vizyonu değerlendirildi. Hemofili konusunda son yıllarda Türkiye’de yapılan toplantılar, sosyal ve bilimsel faaliyetler, dünyanın önde gelen bilim platformları tarafından yakından takip ediliyor. Kuşkusuz “Türkiye Hemofili Kongresi” bu çalışmaların ön sıralarında yer alıyor. Basın toplantısında açıklamalarda bulunan Türkiye Hemofili Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Bülent Zülfikar şunları söyledi; “Türkiye olarak Hemofili konusundaki klinik çalışmalara katkımız yüksek. Bugün baktığımızda dünya çapında yürütülen 1102 klinik çalışmanın 121’inde Türkiye yer alıyor. Bu bizim için çok değerli bir veri.” 17 Nisan Dünya Hemofili Günü kapsamında konuşmasına devam eden Zülfiikar ortopedik komplikasyonlar, protez gereksinimleri, ameliyat maliyetleri ve ekonomik-sosyal etkiler ile hasta derneklerinin farkındalık oluşturmadaki rolüne değindi ve sözlerine şöyle devam etti; “Türkiye'de devlet geri ödeme mekanizmalarının (SGK) güçlü olması sayesinde faktör tedavilerine erişim geçmişe göre çok daha iyi hale geldi. Bu, hem hastalar hem de hasta yakınları için çok sevindirici. Türkiye’deki Hemofili konusunda uzman merkezler sayesinde erken tanı ve tedavi süreci de olumlu yönde ilerliyor. Yeni ilaçların ülkeye girişiyle birlikte daha kolay uygulanabilir ürünlere geçiş gündemde; bunun yaygınlaştırılması için karar, düzenleme ve finansal mekanizmların devam etmesi gerekiyor.” Tedavinin sağlık sistemi üzerindeki ekonomik getirilerine de değinen Zülfikar;”Yeni gelişmeler; protez ameliyatlarının azalması, hastanede yatış sürelerinin kısalması ve ameliyat maliyetlerinin düşmesi gibi tasarruf potansiyelleri de sunuyor” dedi. “Deri altı uygulamalar sayesinde çocuklar ve erişkinlerde hem yaşam süresi uzuyor hem de yaşam kaliteleri iyileşiyor” Hemofili tedavisine yönelik son 15 yıldaki gelişmelerin önemini vurgulayan Prof.Dr.Yeşim Dargaud ise şunları söyledi; “Özellikle son 5-6 yılda deri altı (subkutan) tedaviler hastaların yaşam kalitesini ciddi oranda yükseltti. Bu tedaviler yeni doğandan erişkine kadar kullanım kolaylığı sağlıyor ve beyin kanaması gibi ağır komplikasyonları azaltıyor. Mevcut gelişmeler, hastalara aspirin gibi kardiyovasküler tedaviler uygulanabilmesini mümkün kılıyor. Erişkin hastaların genel sağlık sorunlarının tedavisini kolaylaştırıyor. Yakın gelecekte 2. ve 3. jenerasyon subkutan ürünler ile gen tedavisi konusunda gelişmeler kaydedilecek.” Gen tedavisinin Hemofili B’de daha olumlu sonuç verirken,Hemofili A’da ticari ve teknik nedenlerle bazı ürünlerin geri çekilmesi nedeniyle kısmi belirsizlikler bulunduğunu söyleyenProf.Dr.Kaan Kavaklı; “Erken tanı, uzman merkezlerde yoğunlaşmış bakım ve güncel tedavilere hızlı erişim sayesinde hastaların normal yaşam süreçlerini sürdürmeleri mümkün hale geldi; gençlerin eğitim, istihdam ve sosyal aktivitelere katılımı arttı. Öte yandan haftada birkaç kez damar yoluyla tedavi gerektiren dönemlerin yerini daha kolay uygulamalar aldığı için aile yükü ve psikososyal baskı azaldı. Ancak erişkin dönemde geçmişten kalan eklem hasarları (artropati) nedeniyle protez ve ortopedik müdahale ihtiyacı sürebiliyor; eklem tamirini geri döndürecek yeni tedavi boşlukları halen var” dedi. Tanı ve tedavi merkezlerinin sayısının artırılması gerektiği, mevcut merkezlerin büyük şehirlerde yoğunlaştığı ve ülke çapında yaygınlaşmanın hedeflendiğini vurgulayan Prof.Dr.Bülent Zülfikar sözlerine şöyle devam etti; “Hekim, hemşire ve sağlık personelinin eğitilmesi; hasta dernekleri ile sağlık ekiplerinin entegre çalışması ve hasta ailelerinin bilgilendirilmesi öncelikli olmalı. Bu noktada ulusal kongreler, hasta eğitimi oturumları ve hasta-hekîm iş birlikleri, farkındalık ve bakım kalitesini yükseltmede önemli rol oynuyor”.

Kurumlar Artık Sadece Başarıyla Değil, Yarattığı Etkiyle Değer Kazanıyor Haber

Kurumlar Artık Sadece Başarıyla Değil, Yarattığı Etkiyle Değer Kazanıyor

QNB Türkiye ev sahipliğinde, TalkNTraining tarafından düzenlenen İlham Veren Buluşmalar, 31 Mart akşamı iş dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirdi. “Değer Üreten Kurumlar: İnsan, Kültür ve Markayla Etki Yaratmak” temasıyla gerçekleşen etkinlik, kurumların yalnızca performansla değil, yarattıkları etkiyle fark yarattığı yeni iş dünyası yaklaşımını odağına aldı. Etkinliğin açılışı, TalkNTraining kurucu ortakları Buket Güngen ve Özlem Arslan Kart tarafından gerçekleştirildi. Açılış konuşmalarında, kurumların sürdürülebilir başarısının insan, kültür ve değer temelli bir yaklaşımla mümkün olduğu vurgulandı. Gecenin akışı ve moderasyonu, aynı zamanda Master of Ceremony rolünü üstlenen Umut Metin tarafından gerçekleştirildi. Metin, dinamik anlatımı ve güçlü sahne yönetimiyle etkinliğin ritmini belirledi. Panelde; Etkinlik ve İletişim Danışmanı Banu Noyan, QNB Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Cenk Akıncılar, Groupe SEB Türkiye Genel Müdürü Ege Pekkınran ve Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, kurumların değer üretme süreçlerini liderlik, kültür ve marka ekseninde ele aldı. Program kapsamında, Memorial Sağlık Grubu’ndan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ali Aycan Kavala, “Kalpten Gelen Güç” başlıklı konuşmasıyla insan ve sağlık odağının iş dünyasındaki yerini vurgularken; Pin Drinks CEO’su Emre Sever ise “İlhamın Aynası” bölümünde ilham dolu marka yolculuklarını paylaştı. Etkinliğin öne çıkan başlıklarından biri de Kuantum Araştırma iş birliğiyle gerçekleştirilen anlık katılımcı etkileşimi oldu. QR kod aracılığıyla salonun nabzı tutulurken, elde edilen verilerin etkinlik sonrası hazırlanacak kapsamlı bir raporla Kuantum Araştırma ve TalkNTraining LinkedIn hesapları üzerinden paylaşılacağı belirtildi. QNB Türkiye’nin kurum kültüründe önemli bir yer tutan “tüm yaşamlara saygı” yaklaşımı da etkinlikte anlamlı bir anla sahneye taşındı. Sahnede yer alan patili dostlar, değer üretmenin yalnızca iş dünyasıyla sınırlı olmadığını güçlü bir şekilde hatırlattı. TalkNTraining, İlham Veren Buluşmalar serisiyle; kurumları, liderleri ve farklı bakış açılarını bir araya getirerek iş dünyasında yeni bir etki alanı yaratmaya devam ediyor.

“Doğru Teşhis, Doğru Verilerle Başlar” Haber

“Doğru Teşhis, Doğru Verilerle Başlar”

Galen Laboratuvar ve Görüntüleme Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Gürbüzer Anlattı” Sağlık sisteminin en kritik ancak çoğu zaman görünmeyen yapı taşlarından biri olan laboratuvar ve görüntüleme merkezleri, doğru teşhisin temelini oluşturuyor. Galen Laboratuvar ve Görüntüleme Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Gürbüzer, sağlıkta teknolojinin dönüşümünden erken teşhisin hayati önemine kadar birçok başlıkta önemli değerlendirmelerde bulundu. “Doğru teşhis olmadan doğru tedavi mümkün değil” Sağlık sektöründe uzun yıllara dayanan deneyimiyle konuşan Gürbüzer, laboratuvar ve görüntüleme merkezlerinin sistem içindeki rolünü şöyle özetliyor: “Doğru teşhis, doğru verilerle başlar. Hekimin vereceği kararın temelinde bizim sunduğumuz veriler yer alır. Bu nedenle laboratuvar ve görüntüleme merkezleri aslında sağlık sisteminin en kritik noktalarından biridir. Çoğu zaman görünmeyiz ama tedavi sürecinin en güçlü destekçileriyiz.” “Teknoloji ile hem hız hem güven arttı” Sağlık teknolojilerindeki gelişimin sektöre büyük katkı sağladığını belirten Gürbüzer, özellikle yapay zekâ ve dijital sistemlerin etkisine dikkat çekti: “Artık birçok süreç otomasyonla yürütülüyor. Bu da hata payını ciddi şekilde azaltıyor ve sonuçların çok daha hızlı çıkmasını sağlıyor. Yapay zekâ ise özellikle görüntülemede hekime ikinci bir göz gibi destek oluyor. Küçük detayları yakalamada oldukça başarılı. Biz de bu teknolojileri yakından takip ediyor ve sistemimize entegre ediyoruz.” “Sağlık, hasta olmadan korunmalı” Türkiye’de sağlık kültürüne de değinen Gürbüzer, önleyici tıbbın önemine vurgu yaptı: “Maalesef toplumda hâlâ ‘şikâyet varsa doktora gidilir’ anlayışı hâkim. Oysa birçok hastalık belirti vermeden önce tespit edilebilir. Düzenli kan testleri ve görüntüleme yöntemleri sayesinde hastalıkları erken aşamada yakalayabiliriz. Bu da tedavi sürecini kolaylaştırır ve başarı oranını artırır.” “Güvenilir sonuç, doğru süreç yönetimiyle mümkündür” Laboratuvar sonuçlarına dair güvenilirlik konusunun yalnızca teknolojiyle sınırlı olmadığını belirten Gürbüzer, sürecin bütüncül yönetilmesi gerektiğini ifade etti: “Bir testin doğruluğu sadece cihazla ilgili değildir. Numunenin doğru alınması, uygun koşullarda saklanması, kullanılan kitlerin kalitesi ve uzman ekip çok önemlidir. Ayrıca kalite kontrol süreçleri bu işin temelidir. Biz Galen olarak tüm aşamaları titizlikle yönetiyoruz.” “Erken teşhis hayat kurtarır” Görüntüleme teknolojilerindeki gelişmelerin sağlık alanında devrim yarattığını söyleyen Gürbüzer, sözlerini şöyle tamamladı: “MR, tomografi ve ileri görüntüleme yöntemleri sayesinde hastalıkları artık çok daha erken ve net şekilde tespit edebiliyoruz. Eskiden gözden kaçabilecek birçok durum bugün erken evrede yakalanabiliyor. Bu da tedaviye zamanında başlanmasını sağlıyor ve hastaların yaşam kalitesini artırıyor.”

Bedenin Enerji Haritası: Meridyen Terapiye İlgi Artıyor Haber

Bedenin Enerji Haritası: Meridyen Terapiye İlgi Artıyor

Modern yaşamın getirdiği stres, yoğun tempo ve hareketsizlik birçok kişinin hem fiziksel hem de zihinsel dengesini etkiliyor. Son yıllarda bu dengenin yeniden kurulmasına yönelik doğal yöntemler arasında öne çıkan uygulamalardan biri de meridyen terapi. Enerji akışını dengelemeyi hedefleyen bu yöntem, alternatif ve tamamlayıcı sağlık yaklaşımları arasında giderek daha fazla ilgi görüyor. İstanbul’da çalışmalarını sürdüren meridyen terapi uygulayıcısı Lale Yolcu, bedenin yalnızca fiziksel bir yapıdan ibaret olmadığını, aynı zamanda enerji akışının da sağlığın önemli bir parçası olduğunu belirtiyor. Yolcu’ya göre birçok rahatsızlığın temelinde enerji akışındaki dengesizlikler yer alabiliyor. Meridyen terapi üzerine uzun süredir çalışmalar yapan Yolcu, bu yöntemin insanın kendi iç dengesini yeniden hatırlamasına yardımcı olduğunu ifade ediyor. “Beden aslında kendi kendini iyileştirme potansiyeline sahiptir. Önemli olan bu potansiyelin doğru şekilde desteklenmesidir” diyen Yolcu, uygulamalar sırasında vücudun belirli enerji noktalarının aktive edildiğini ve böylece doğal iyileşme süreçlerinin desteklendiğini söylüyor. Sağlık ve yaşam alanında farklı disiplinlerde de çalışmalar yürüten Lale Yolcu, yalnızca meridyen terapi ile sınırlı kalmayan geniş bir uzmanlık alanına sahip. Yolcu aynı zamanda bioenerjetik masaj uygulayıcısı, yoga eğitmeni, pilateseğitmeni ve yaşam koçu olarak da danışanlarına bütüncül bir yaklaşım sunuyor. Bu farklı disiplinlerin birleşmesi sayesinde hem fiziksel hem de zihinsel dengeyi hedefleyen bir çalışma modeli oluşturduğunu belirtiyor. Yolcu’ya göre günümüzde insanların en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri bedenlerini ve enerjilerini yeniden tanımak. “İnsanlar çoğu zaman bedenlerini ancak bir sorun ortaya çıktığında fark ediyor. Oysa bedenle kurulan sağlıklı ilişki, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli bir unsur” diyen Yolcu, doğal yöntemlere yönelik ilginin de bu nedenle arttığını ifade ediyor. Alternatif sağlık uygulamalarına yönelik ilginin artmasıyla birlikte meridyen terapi gibi yöntemler de daha geniş kitleler tarafından merak edilmeye başlandı. Uzmanlar ise bu tür uygulamaların bilinçli ve eğitimli kişiler tarafından yapılmasının önemine dikkat çekiyor. Meridyen Terapi Nedir? Meridyen terapi, kökeni geleneksel Çin tıbbına dayanan ve vücuttaki enerji kanalları olarak kabul edilen “meridyenler” üzerinden çalışan bir uygulamadır. Bu yaklaşıma göre insan bedeninde yaşam enerjisi (Qi veya Chi) belirli enerji hatları boyunca dolaşır. Bu enerji akışında meydana gelen tıkanıklıklar veya dengesizlikler ise fiziksel ve zihinsel sorunlara yol açabilir. Meridyen terapi uygulamalarında vücuttaki belirli enerji noktalarına yapılan dokunuşlar, bası teknikleri veya çeşitli manuel yöntemleraracılığıyla bu enerji akışının yeniden dengelenmesi hedeflenir. Uygulamanın amacı, vücudun doğal denge mekanizmasını desteklemek ve kişinin genel iyilik hâlini artırmaktır.

Magnezyum Neden Kullanılmalı? Hangi Form Kimler İçin Daha Uygun? Haber

Magnezyum Neden Kullanılmalı? Hangi Form Kimler İçin Daha Uygun?

Takviye edici gıdalara olan ilginin artmasıyla birlikte, magnezyum son dönemin en çok araştırılan minerallerinden biri haline geldi. Ancak uzmanlar, magnezyum kullanımında en önemli noktanın sadece mineral almak değil, doğru formu tercih etmek olduğunu vurguluyor. Avia Vitamins ise magnezyumun farklı formlarına yönelik bilgilendirici içerikleriyle bu konuda dikkat çeken markalar arasında yer alıyor. Magnezyum Neden Önemli? Magnezyum, vücutta 300’den fazla enzimatik reaksiyonda görev alan hayati bir mineraldir. • Kas ve sinir fonksiyonlarının düzenlenmesi • Enerji üretimi • Uyku kalitesinin desteklenmesi • Stres yönetimi • Kalp ve kemik sağlığının korunması gibi birçok önemli süreçte rol oynar. Modern yaşamın getirdiği stres, düzensiz beslenme ve yoğun tempo nedeniyle magnezyum eksikliği yaygın görülebilmektedir. Bu noktada takviye kullanımı gündeme gelmektedir. ⸻ Her Magnezyum Aynı Değil: Form Farkı Neden Önemli? Doktorlar ve beslenme uzmanları, her magnezyum formunun vücutta aynı etkiyi göstermediğini belirtiyor. Emilim oranı, kullanım amacı ve sindirim sistemi üzerindeki etkiler formdan forma değişiklik gösterebiliyor. 1. Magnezyum Bisglisinat Genellikle yüksek emilim oranı ve mideyi yormayan yapısıyla öne çıkar. • Stres ve anksiyete yaşayan bireyler • Uyku problemi olanlar • Hassas mideye sahip kişiler için daha uygun bir seçenek olarak değerlendirilmektedir. Akşam saatlerinde kullanım önerilebilmektedir. 2. Magnezyum Sitrat Sindirim sistemi üzerinde daha belirgin etki gösterir. • Bağırsak hareketlerini destekler • Kabızlık sorunu yaşayan bireylerde tercih edilebilir Ancak hassas bünyelerde laksatif etkisi nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır. 3. Magnezyum Malat Enerji üretiminde rol oynayan malik asit ile birleşmiş formdur. • Gün içi kullanım • Kas performansı • Yorgunluk hissi gibi durumlarda tercih edilebilmektedir. 4. Magnezyum Oksit Daha ekonomik bir form olmasına rağmen, emilim oranı düşüktür. Genellikle bağırsak hareketlerini artırıcı (laksatif) etkisi nedeniyle kullanılmaktadır. “Mesele Sadece Magnezyum Almak Değil” Avia Vitamins tarafından da vurgulandığı gibi, önemli olan yalnızca magnezyum almak değil, ihtiyaca uygun doğru formu tercih etmektir. Uzmanlar, takviye kullanımı öncesinde bireysel sağlık durumunun değerlendirilmesi gerektiğini ve özellikle kronik hastalığı olanların ya da düzenli ilaç kullananların mutlaka bir sağlık profesyoneline danışmasını öneriyor. Artan bilinç düzeyiyle birlikte tüketiciler artık yalnızca içerik miktarına değil, form ve biyoyararlanım özelliklerine de dikkat ediyor. Magnezyum kullanımında doğru tercih, hedeflenen faydayı elde etmenin en önemli anahtarı olarak görülüyor.

TALYA’DAN GIDA TAKVİYELERİ VE AROMATERAPİDE BİLGİ KİRLİLİĞİNE KARŞI BİLİMSEL DURUŞ Haber

TALYA’DAN GIDA TAKVİYELERİ VE AROMATERAPİDE BİLGİ KİRLİLİĞİNE KARŞI BİLİMSEL DURUŞ

Gıda takviyeleri ve aromaterapi sektörünün önde gelen markası Talya, 2026’ya sayılı günler kala oluşturduğu Bilim Kurulunu tanıttı. Bilim Kurulu üyelerinden Prof. Dr. Mehmet Pala ve Prof. Dr. İffet İrem Tatlı Çankaya’nın katılımıyla 17 Aralık 2025 tarihinde Antalya’da gerçekleştirilen toplantıda; gıda takviyeleri ve aromaterapinin bilimsel temelleri, doğru kullanım yaklaşımları ve bu alanlarda artan bilgi ihtiyacı ele alındı. Basın mensuplarının yoğun ilgi gösterdiği toplantıda, Talya’nın ürün geliştirme süreçlerinde benimsediği bilim temelli yaklaşım ve Bilim Kurulu’nun bu süreçteki rolü kapsamlı biçimde aktarıldı. Toplantıda, gıda takviyeleri ve aromaterapi ürünlerinin yalnızca tamamlayıcı unsurlar olarak değil; bilimsel rehberlik, doğru içerik seçimi ve bilinçli kullanım çerçevesinde değerlendirilmesi gereken alanlar olduğuna dikkat çekildi. Talya Bilim Kurulu’nun; ürün içeriklerinden formülasyon süreçlerine, bilimsel literatür takibinden tükeyticiye doğru bilginin aktarılmasına kadar markaya rehberlik eden merkezi bir yapı olduğu vurgulandı. Gıda takviyeleri ve aromaterapi alanlarında doğru bilgiye ve bilimsel rehberliğe duyulan ihtiyaç her geçen gün artarken, sektörün bu dönüşümü nasıl yöneteceği de daha görünür hale geliyor. Bu çerçevede, bilimsel yaklaşımı merkeze alan markaların attığı adımlar; hem tüketici güveninin tesis edilmesi hem de sektörün sürdürülebilir gelişimi açısından belirleyici bir rol üstleniyor. Sektörün önde gelen markalarından Talya, Ar-Ge ve üretim süreçlerinde üniversitelerden aldığı bilimsel danışmanlığı bir adım ileri taşıyarak Bilim Kurulu’nu kurdu. Alanında uzman akademisyenlerden oluşan bu kurul ile Talya; ürün içeriklerinden formülasyon süreçlerine, bilimsel literatürtakibinden tüketiciye doğru bilginin aktarılmasına kadar uzanan geniş bir çerçevede daha sağlıklı ve bilim temelli adımlar atmayı hedefliyor. Talya Bilim Kurulu’nda; Diyabet, Obezite ve Beslenme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Pala, Lokman Hekim Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan, Akdeniz Üniversitesi GerontolojiBölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail TUFAN ve Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İffet İrem Tatlı Çankaya yer alıyor. BİLİM KURULU, TALYA’NIN ÜRÜN GELİŞTİRME SÜREÇLERİNİN MERKEZİNDE Düzenlenen basın toplantısında gıda takviyeleri ve aromaterapi gibi hassas alanlarda güvenilirliğin ancak bilimsel doğruluk ve şeffaflıkla sağlanabileceğine dikkat çeken TalyaBitkisel Kurucusu M. Halis Ertaş; “Talya olarak gıda takviyeleri ve aromaterapi gibi hassas alanlarda faaliyet gösterirken en büyük sorumluluğumuzun bilimsel doğruluk ve şeffaflık olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Bilim Kurulumuz, içerik seçiminden formülasyonlara kadar tüm süreçlerde aktif rol üstleniyor. Bilimsel verilerle desteklenmeyen hiçbir yaklaşımı benimsemiyoruz. Amacımız, tüketiciye güvenilir, etkin ve doğru ürünler sunarken aynı zamanda doğru bilginin yaygınlaşmasına da katkı sağlamak. Bilim Kurulu rehberliğinde ilerleyen bu yaklaşımı sektörle ve kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşmayı önemsiyoruz” açıklamasında bulundu. “TEDAVİDEN ZİYADE KORUYUCU HEKİMLİĞE ÖNEM VERMEMİZ GEREKİYOR” Gıda takviyelerinin etkinliğinin; doğru içerik seçimi, kalite standartları ve bilinçli kullanım ile doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çeken Diyabet, Obezite ve Beslenme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Pala; “Gıda ve beslenme, bireysel bir tercih olmanın ötesinde; toplum sağlığını, zihinsel ve fiziksel gelişimi doğrudan etkileyen stratejik bir alan. Günümüzde kronik hastalıkların hızla artması ve sağlık sistemleri üzerindeki maliyet baskısı, tedaviden ziyade koruyucu hekimliğe geçişi zorunlu kılıyor. Koruyucu beslenme yaklaşımıyla insanların yalnızca doyması değil, vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri yeterli düzeyde alması hedeflenmeli. Aksi halde, fark edilmeden ilerleyen ve “gizli açlık” olarak tanımlanan sağlık sorunları ortaya çıkıyor. Özellikle Türkiye’de yaygın olarak görülen D vitamini ve B12 vitamini eksiklikleri, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı olumsuz etkileyebiliyor. Bu noktada, bilimsel temelli ve doğru şekilde kullanılan gıda takviyeleri, koruyucu hekimliğin tamamlayıcı ve önemli bir unsuru olarak öne çıkıyor. Fonksiyonel gıdalar; fizyolojik ihtiyaçları karşılarken aynı zamanda sağlığı koruyan, hastalıkları önleyici ve destekleyici etkiler sunan ürünlerdir. Bu alanda sanayinin daha bilinçli üretim yapması ve güçlü bir yasal altyapının oluşturulması büyük önem taşıyor. Vitaminler, mineraller, antioksidanlar ve fitokimyasallar gibi bileşenlerin koruyucu etkileri bilimsel olarak biliniyor; ancak bu ürünlerin hekim ve bilimsel rehberlik eşliğinde, kontrollü ve mevzuata uygun şekilde kullanılması gerekiyor. Türkiye’de kronik hastalıkların oluşumunda beslenme ve yaşam biçiminin yüzde 40–60 oranında etkili olması, diyabet ve obezite oranlarının yüksek seyretmesi, gıdayı bütüncül bir yaklaşımla ele almamız gerektiğini ortaya koyuyor. Hedefimiz; insanları hasta eden değil, sağlığı koruyan gıdalar üretmek ve toplumu bilinçli beslenme konusunda güçlendirmek olmalı.” açıklamalarında bulundu. BİLİMSEL ÜRETİM VE ANALİZ OLMADAN GÜVENLİ AROMATERAPİ MÜMKÜN DEĞİL Basın toplantısında bitkisel ürünler ve aromaterapidekullanılan ürünlerin etiket okuryazarlığı ile standartlara uygun üretim süreçlerinin hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İffet İrem Tatlı Çankaya; “Bu konuda en kritik başlıklardan birinin, halk arasında nesilden nesile aktarılan geleneksel bilginin bilimsel yöntemlerle doğrulanarak güvenli ürüne dönüştürülmesi ve tüketime sunulmasıdır. Uçucu yağlar, sabit yağlar ve bitkisel ekstrelerin fizyolojik fonksiyonları destekleyici potansiyel etkiler sunabilir; ancak bu etkilerin yalnızca doğru bitkisel materyallerin seçilmesi, uygun üretim tekniklerine göre üretilmesi ve kapsamlı analitik kontrollerin gerçekleştirilmesi ile mümkündür. Bitkilerin yaşayan biyolojik kaynaklar olması nedeniyle, fitokimyasal içeriklerinin çevresel koşullar, hasat zamanı ve coğrafi faktörlere bağlı olarak yıldan yıla değişkenlik gösterebilir. Bu nedenle elde edilen bitkisel preparatların etkililik ve güvenliliği açısından standardizasyonstandardizasyon büyük önem taşır. Bu çerçevede, hammaddeden nihai ürüne kadar tüm üretim zincirinin farmakopelere uygun, ölçülebilir, tekrarlanabilir ve denetlenebilir nitelikte olması gerekir. Yönetmeliklere uygun olarak uçucu yağların geleneksel distilasyon yöntemleriyle, sabit yağların ise soğuk sıkım tekniğiyle elde edilmesi; ardından ürünlerin bileşen profili, ağır metal, pestisit kalıntıları ve mikrobiyolojik kontaminasyon açısından analiz edilmesinin, ürün kalite ve güvenliliğini belirleyen temel unsurlar arasındadır. Ayrıca tüketicilerin, bitkisel ürünleri ve/veya aromaterapide kullanılan ürünleri kullanırken etiket bilgilerini ve analiz raporlarını inceleyerek, hangi ürünü hangi amaçla tükettiklerinin bilincinde olmalarının büyük önem taşır. Kalite, etkililik ve güvenliliğin bu ürün gruplarında halk sağlığını doğrudan etkileyen vazgeçilmez üç temel kriterdir.” açıklamalarını tamamladı. Toplantıda, gıda takviyeleri ve aromaterapi ürünlerinin yalnızca tamamlayıcı unsurlar olarak değil; bilimsel rehberlik, doğru içerik seçimi ve bilinçli kullanım çerçevesinde değerlendirilmesi gereken alanlar olduğuna dikkat çekildi. Talya Bilim Kurulu’nun; ürün içeriklerinden formülasyonsüreçlerine, bilimsel literatür takibinden tüketiciye doğru bilginin aktarılmasına kadar uzanan geniş bir çerçevede markaya rehberlik ettiği aktarıldı. TALYA HAKKINDA Talya, gıda takviyeleri, vitaminler ve aromaterapi alanlarında bilimsel rehberlik ve şeffaflık ilkeleri doğrultusunda faaliyet gösteren bir markadır. Bilim Kurulu’nun aktif katkısıyla ürün geliştirme süreçlerini yürüten Talya, 2003 yılından beri güvenilir içerik ve bilim temelli yaklaşımıyla tüketicilere hem yerelde hem de uluslararası pazarda doğru bilgi ve kaliteli ürünler sunmayı hedeflemektedir.

Kraliçe arıyı uzun yaşatan Arı Sütü, insanlar için de sağlık kalkanı Haber

Kraliçe arıyı uzun yaşatan Arı Sütü, insanlar için de sağlık kalkanı

Kendall Jenner ve Kourtney Kardashian kardeşler, bir röportajlarında her gün arı sütü, polen ve propolis tükettiklerini açıklamışlardı. Hatta Kendall Jenner, içtiği karışımı yüz maskesi olarak da kullandığını söylüyordu. İşçi arıların kovandaki kraliçe arıyı beslemek için ürettiği arı sütü ve propolis yüzyıllardır alternatif tıpta koruyucu, canlandırıcı ve enerji verici olarak kullanılıyor. Dünyanı fitoterapi devlerinden biri olan Fransız Arkopharma’nın bağışıklık sistemini güçlendirmek için arı sütü, propolis ve ekinezya ve polen içeren Royal Jelly Immunity Plus’ı kış aylarına karşı dirençli kalmayı sağlayan desteklerin başında geliyor. Diğer arı sütlerinden en önemli farkı ise birinci sınıf arı sütü ile formüle edilmiş olması. İnsanlar için “süper gıda” kabul edilenler Arı sütü, işçi arıların tükürük bezlerinin salgıladığı, kraliçe arı ve larvaların yumurtadan çıktıktan sonra beslenmesini sağlayan bir salgı. Yüzde 65 su, protein ve lipitlerden oluşuyor. Ayrıca çeşitli amino asitler, A, E, C ve D gibi vitaminler ve demir ve kalsiyum gibi bol miktarda mineral içeriyor. Bu yüzden insanlar için de en güçlü gıdalardan biri kabul ediliyor. Arı kovanlarını koruyan propolis, insanlar için de adeta bir sağlık kalkanı. Royal Jelly Immunity Plus’ın içinde hem yeşil propolis (arılar tarafından yaygın bir Brezilya türü olan "tarla biberiyesi kullanılarak üretilen formu) hem de kahverengi propolis bulunuyor. Kahverengi propolis genellikle Avrupa kavak tomurcuklarından elde ediliyor ve arı kovanlarının “doğal kalkanı” olarak biliniyor. Royal Jelly Immunity Plus’ın özellikleri İçeriğindeki organik arı sütü sayesinde doğal bir antibiyotik görevi görür Antibakteriyel ve antiviral özelliklere sahiptir Vücut direncini artırır Üst solunum yolları desteklenir Bağışıklık sistemini güçlendirir Ruh halini iyileştirmeye yardımcı olur Kolesterol ve kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olabilir Arkopharma’nın sürdürülebilirlik ilkeleri Doğadan aldığını doğaya geri vermek -Arıcıdan bitmiş ürüne kadar üstün izlenebilirlik sağlamak, -Sağlam hayvancılık uygulamaları ve ölüm oranı izleme yoluyla yaklaşık 100 milyon arıyı korumak, -Yiyecek arama bölgeleri çevresindeki kimyasal ve elektromanyetik kirliliği sınırlayarak İç Moğolistan'daki 150 km2'lik korunan alanın korunmasına katkıda bulunmak, -Arı kovanlarının 20 km yarıçapındaki toprak, hava ve su kalitesini izlemek, -Etik bir tüzük aracılığıyla yerel arıcılarımıza ve 3440 kovanlarına uzun vadeli destek sağlamak.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.