Gizem KARADAĞ-Celal ATALAY/ANKARA, (DHA)- BÜYÜK Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, “Herkes duysun ve bilsin ki burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir ve Türkiye, Müslüman bir ülkedir. Türk milleti Müslümandır ve dünya var olduğu sürece de Müslüman kalmaya devam edecek” dedi.
BBP lideri Mustafa Destici, partisinin genel merkez binasında düzenlediği basın toplantısında konuştu. Destici, “Balıkesir 9’uncu Ana Jet Üssü Komutanlığı filosuna ait F-16 uçağının görev uçuşu esnasında kaza kırıma uğraması sebebiyle maalesef pilotumuz Binbaşı İbrahim Bolat’ın hayatını kaybettiğini üzülerek öğrendik. Öncelikle şehit pilotumuza yüce Allah’tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına, kahraman silah arkadaşlarına ve Türk milletine baş sağlığı ve sabır niyaz ediyoruz. Elbette ki bu düşüşün nedenleri savcılığımızın başlattığı soruşturma Hava Kuvvetleri'nin yapacağı incelemeler neticesinde ortaya çıkacaktır. Ben tekrar şehidimize Allah'tan rahmet diliyorum. Ruhu şad olsun, mekânı cennet olsun. Cenab-ı Hak kahraman askerlerimizi, güvenlik polisimizi, milletimizin her bir ferdini her türlü kazadan, beladan, doğal afetlerden, saldırılardan muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak kahraman ordumuzun yar ve yardımcısı olsun.
Destici, “Ülkemizde tuhaf bir şekilde İslam'la ilişkili İslam'ı hatırlatan her şeye düşman ve karşı olan bir toplulukla maalesef muhatabız. Aslında ne düşmanlıklarını ne gerekçelerini ne de argümanlarını doğru dürüst ifade edemiyorlar. Bir laiklik ipi bulmuşlar, ona sarılıyorlar. Kimle muhatap olduğumuzu, ne istediklerini de net olarak ifade etmiyorlar. Çünkü ne istediklerini net olarak ifade etseler, yüzlerindeki maske düşmüş olacak ve gerçek niyetlerini ve gerçek yüzlerini görmüş olacağız. Minareye düşmanlar, bayraktaki hilale düşmanlar, besmeleye düşmanlar, cumaya düşmanlar, ramazana, oruca, bayrama, bayramlaşmaya, okullarda söylenen ilahilere, hepsine düşmanlar. İtirazlarını zaman zaman Araplaşma, laiklik, çağdaşlık gibi kelimelerle ifade etmeye çalışıp karşılaştığımız dünya üzerindeki her milletin yaşadığı ve çözebileceğimiz çözdüğümüz problemleri aklın ve dünya gerçeklerinin çok dışında İslam'a bağlamaya çalışıyorlar” dedi.
Destici, sözlerine şöyle devam etti:
“Biliyorsunuz Millî Eğitim Bakanlığımız ramazan ayı dolayısıyla ‘maarifin kalbinde ramazan’ temasıyla bir çalışma hazırlamış ve bunu da okullara gönderdi. Bu çalışmaya bir topluluk hem de öyle bir topluluk ki tam 168 kişi isimlerinin önünde yazar, çizer, sanatçı, profesör gibi ifadeler, unvanlar var. Bu topluluk bu çalışmaya talibanlaşma, eğitim sistemini baskıcı ve dayatmacı bir anlayışla yeniden şekillendirmek, oruç tutmayan öğrencileri dışlamak ve ötekileştirmek açık bir fişleme belgesi, laiklik ilkesine karşı işlenmiş ağır bir suç gibi tuhaf anlaşılmaz hatta korkunç ifadelerle itiraz ediyorlar. Bu açıklamada milletimize yönelik iyi niyetli bir tavır göremiyoruz. Bu davranış biçiminin ülkemize de milletimize de birliğimize de hiçbir faydası olmadığını herkesin bilmesi gerekiyor. Teşvikte hata etmemeye özen göstererek bir örnek verelim. Mesela Avrupa ülkelerinde ya da Amerika'da yani Hristiyanlığın yoğun olarak kabul gördüğü bir ülkede örneğin Almanya'da. Gerçekte Hristiyanlığın inanç sisteminden çok bir kültürel motif olan Noel'le ilgili yapılan etkinliklere bu tip bir tepki gösterilse o ülkelerin devleti, halkı acaba siyasileri buna nasıl tepki gösterir? Ki bu 168 kişi ve bunların açıklamasını yanında duranlar Noel'le ilgili okullara bir genelge gönderilseydi emin olun hiçbirisi sesini çıkarmaz tam tersine de büyük bir memnuniyet duyarlardı. Bunu da bir çağdaşlık ve medeniyet gerekçesi olarak gösterirlerdi. İşte laiklik da budur derlerdi. Başta bu 168 kişi olmak üzere herkes duysun ve bilsin ki burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir ve Türkiye Müslüman bir ülkedir. Türk milleti Müslümandır ve dünya var olduğu sürece de Müslüman kalmaya devam edecek.”
Destici, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunun için istedikleri kadar rahatsız olabilirler. Ama gerçek bu ve bu gerçeği bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da değiştirmeye güçleri yetmeyecektir. 1980 darbesinde denediler olmadı. 28 Şubat'ta denediler olmadı. 27 Nisan'da denediler olmadı. 15 Temmuz'da denediler olmadı. Yine Allah'ın inayeti ve milletimizin ferasetiyle olmayacaktır. Bu millet ne kimliğinden ne de inançlarından asla vazgeçmeyecek. Ezanın okunmadığı, bayrağın dalgalanmadığı, çocukların ilahi söylemediği, teravih namazlarının kılınmadığı, oruçların tutulmadığı milli marşların okunmadığı bir Türkiye. Böyle bir Türkiye yok kardeşim. Yani burası dediğim gibi evet Türkiye Cumhuriyeti laik ve hukuk devletidir. Ama aynı zamanda Müslüman bir devlettir. Türk milletinin, Müslüman Türk milletinin kurduğu bir devlettir. Milleti Müslümandır. Onun için milletinin yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede işte millete ve milletin inançlarına savaş açanlar bunlardır. Onun için bunları ciddiye almadan yolumuza devam edeceğiz ve meydanı da gençlerimizi de ailelerimizi de bunlara bırakmayacağız.”
Destici, “Dün kamuoyunda tartışmaya açılan Öcalan’a özgürlük, Öcalan’a statü, özelde terör örgütünün siyasi uzantısı partinin baş müzakereci statüsü meselesine dair görüşlerimizi açık ve net bir şekilde ifade etmek istiyoruz. Öncelikle şunu ifade edelim ki, İmralı'da hükümlü bulunan terörist başı için yasal güvenceye kavuşturulmuş bir baş müzakereci statüsü talep edilmesi sıradan bir cezaevi düzenlemesi tartışması değildir. Bu konu doğrudan hukuk devleti ilkesini, demokratik siyaset zeminini ve Türkiye'nin egemenlik anlayışını ilgilendirmektedir. Dünyanın eli kanlı terör örgütünü kurmuş, en kanlı ve işlediği hiçbir suç kalmamış, bütün suçları işlemiş, bir terör örgütünü kurmuş, yıllarca onu sevk ve idare etmiş bir millet ve devlet düşmanının ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış bir hükümlünün statüsü zaten hukuk tarafından belirlenmiştir” dedi.
Destici, sözlerini şöyle tamamladı:
“Açık kaynaklarda ve terör örgütüne müzahir çevrelerde dahi İmralı'daki hükümlünün bağlayıcılığının zayıfladığı ifade edilirken bugün aynı figürün merkezi muhatap olarak sunulması samimiyet sorusunda beraberinde getirmektedir. Bu süreçte defalarca zikrettik, bir daha ifade ediyorum. Öcalan’ın terör örgütü ve türevleri üzerinde bir etkisi yoktur. Varsa da çok alt düzeydedir. Ne terör örgütünün kandil yapılanmasının ne Avrupa merkezli kuruluşlarının ne Irak'taki Barzani'nin ne Suriye'deki mazlum Abdi’nin ne de DEM’lilerin umurunda değildir. Onlar sadece tırnak içerisinde TC'nin elinde tutsak diye nitelendirdikleri Öcalan’ın mahpusluk ve cezaevi sürecini istismar etmektedirler. Bunlar Öcalan'ı istismar edip içeride ve dışarıda mağduriyet ve meşruiyet üretmek peşindedirler. Açık açık kendi medya gruplarında Öcalan'ın tutsak olduğunu, Türk devletinin manipülasyon ve etkisinde olduğunu yazıp çizmektedirler. Hatta kendi işlerinde dışarıya fazla renk vermek istemiyorlar ama yakalanıp yurda getirdik yapılan sorunların video kayıtlarının yayınlanmasından sonra bu düşüncelerinde iyice ısrarcı olmaktadırlar. Bugün yaptıkları iş sadece istismardır, başka bir şey değildir. Bakınız bu gerçekliği biraz daha açarak izah etmeye çalışıyorum. Irak'ın kuzeyinde Mesut Barzan'ın çizgisiyle yaşanan tarihsel gerilimler Suriye sahasından mazlumatlı ve temsil ettiği yapının farklı uluslararası aktörlerle kurduğu ilişkiler ortadayken İmralı merkezi sembolik bir statün inşasının bölgesel güç rekabetlerinden bağımlısı dolduğu asla söylenemez. Bu tavrı bize şunu göstermektedir. Tartışma barıştan ziyade pozisyon alma ve alan genişletme tartışmasıdır. Değerli basın mensupları, değerli misafirlerimiz. Şunu da ifade etmek isterim ki Büyük Birlik Partisi olarak bizim duruşumuz nettir. Gerçek bir barış hedefleniyorsa bunun yolu hükümlü bir örgüt liderine yeni payeler vermek değildir. Bunun yolu şiddetin kesin ve geri dönülmez biçimde tasfiye edilmesidir. Silahın bölgesinin tamamen ortadan kavuşmasıdır. Demokratik siyasetin hiçbir tereddüde yer bırakılmayacak şekilde güçlendirilmesidir. Hukuku esneterek barış inşa edilemez. Egemenlik haklarımızı gözeterek üniter yapımıza zeval verecek en ufak zayıflıklardan bile uzak durarak en mühimi hukuku sağlam tutarak ve kararlı biçimde uygulayarak toplumsal güven tesis edilebilir.”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Destici: Türkiye Cumhuriyeti Müslüman bir ülkedir
Destici: Türkiye Cumhuriyeti Müslüman bir ülkedir
Gizem KARADAĞ-Celal ATALAY/ANKARA, (DHA)- BÜYÜK Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, “Herkes duysun ve bilsin ki burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir ve Türkiye, Müslüman bir ülkedir. Türk milleti Müslümandır ve dünya var olduğu sürece de Müslüman kalmaya devam edecek” dedi.
BBP lideri Mustafa Destici, partisinin genel merkez binasında düzenlediği basın toplantısında konuştu. Destici, “Balıkesir 9’uncu Ana Jet Üssü Komutanlığı filosuna ait F-16 uçağının görev uçuşu esnasında kaza kırıma uğraması sebebiyle maalesef pilotumuz Binbaşı İbrahim Bolat’ın hayatını kaybettiğini üzülerek öğrendik. Öncelikle şehit pilotumuza yüce Allah’tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına, kahraman silah arkadaşlarına ve Türk milletine baş sağlığı ve sabır niyaz ediyoruz. Elbette ki bu düşüşün nedenleri savcılığımızın başlattığı soruşturma Hava Kuvvetleri'nin yapacağı incelemeler neticesinde ortaya çıkacaktır. Ben tekrar şehidimize Allah'tan rahmet diliyorum. Ruhu şad olsun, mekânı cennet olsun. Cenab-ı Hak kahraman askerlerimizi, güvenlik polisimizi, milletimizin her bir ferdini her türlü kazadan, beladan, doğal afetlerden, saldırılardan muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak kahraman ordumuzun yar ve yardımcısı olsun.
Destici, “Ülkemizde tuhaf bir şekilde İslam'la ilişkili İslam'ı hatırlatan her şeye düşman ve karşı olan bir toplulukla maalesef muhatabız. Aslında ne düşmanlıklarını ne gerekçelerini ne de argümanlarını doğru dürüst ifade edemiyorlar. Bir laiklik ipi bulmuşlar, ona sarılıyorlar. Kimle muhatap olduğumuzu, ne istediklerini de net olarak ifade etmiyorlar. Çünkü ne istediklerini net olarak ifade etseler, yüzlerindeki maske düşmüş olacak ve gerçek niyetlerini ve gerçek yüzlerini görmüş olacağız. Minareye düşmanlar, bayraktaki hilale düşmanlar, besmeleye düşmanlar, cumaya düşmanlar, ramazana, oruca, bayrama, bayramlaşmaya, okullarda söylenen ilahilere, hepsine düşmanlar. İtirazlarını zaman zaman Araplaşma, laiklik, çağdaşlık gibi kelimelerle ifade etmeye çalışıp karşılaştığımız dünya üzerindeki her milletin yaşadığı ve çözebileceğimiz çözdüğümüz problemleri aklın ve dünya gerçeklerinin çok dışında İslam'a bağlamaya çalışıyorlar” dedi.
Destici, sözlerine şöyle devam etti:
“Biliyorsunuz Millî Eğitim Bakanlığımız ramazan ayı dolayısıyla ‘maarifin kalbinde ramazan’ temasıyla bir çalışma hazırlamış ve bunu da okullara gönderdi. Bu çalışmaya bir topluluk hem de öyle bir topluluk ki tam 168 kişi isimlerinin önünde yazar, çizer, sanatçı, profesör gibi ifadeler, unvanlar var. Bu topluluk bu çalışmaya talibanlaşma, eğitim sistemini baskıcı ve dayatmacı bir anlayışla yeniden şekillendirmek, oruç tutmayan öğrencileri dışlamak ve ötekileştirmek açık bir fişleme belgesi, laiklik ilkesine karşı işlenmiş ağır bir suç gibi tuhaf anlaşılmaz hatta korkunç ifadelerle itiraz ediyorlar. Bu açıklamada milletimize yönelik iyi niyetli bir tavır göremiyoruz. Bu davranış biçiminin ülkemize de milletimize de birliğimize de hiçbir faydası olmadığını herkesin bilmesi gerekiyor. Teşvikte hata etmemeye özen göstererek bir örnek verelim. Mesela Avrupa ülkelerinde ya da Amerika'da yani Hristiyanlığın yoğun olarak kabul gördüğü bir ülkede örneğin Almanya'da. Gerçekte Hristiyanlığın inanç sisteminden çok bir kültürel motif olan Noel'le ilgili yapılan etkinliklere bu tip bir tepki gösterilse o ülkelerin devleti, halkı acaba siyasileri buna nasıl tepki gösterir? Ki bu 168 kişi ve bunların açıklamasını yanında duranlar Noel'le ilgili okullara bir genelge gönderilseydi emin olun hiçbirisi sesini çıkarmaz tam tersine de büyük bir memnuniyet duyarlardı. Bunu da bir çağdaşlık ve medeniyet gerekçesi olarak gösterirlerdi. İşte laiklik da budur derlerdi. Başta bu 168 kişi olmak üzere herkes duysun ve bilsin ki burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir ve Türkiye Müslüman bir ülkedir. Türk milleti Müslümandır ve dünya var olduğu sürece de Müslüman kalmaya devam edecek.”
Destici, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunun için istedikleri kadar rahatsız olabilirler. Ama gerçek bu ve bu gerçeği bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da değiştirmeye güçleri yetmeyecektir. 1980 darbesinde denediler olmadı. 28 Şubat'ta denediler olmadı. 27 Nisan'da denediler olmadı. 15 Temmuz'da denediler olmadı. Yine Allah'ın inayeti ve milletimizin ferasetiyle olmayacaktır. Bu millet ne kimliğinden ne de inançlarından asla vazgeçmeyecek. Ezanın okunmadığı, bayrağın dalgalanmadığı, çocukların ilahi söylemediği, teravih namazlarının kılınmadığı, oruçların tutulmadığı milli marşların okunmadığı bir Türkiye. Böyle bir Türkiye yok kardeşim. Yani burası dediğim gibi evet Türkiye Cumhuriyeti laik ve hukuk devletidir. Ama aynı zamanda Müslüman bir devlettir. Türk milletinin, Müslüman Türk milletinin kurduğu bir devlettir. Milleti Müslümandır. Onun için milletinin yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede işte millete ve milletin inançlarına savaş açanlar bunlardır. Onun için bunları ciddiye almadan yolumuza devam edeceğiz ve meydanı da gençlerimizi de ailelerimizi de bunlara bırakmayacağız.”
Destici, “Dün kamuoyunda tartışmaya açılan Öcalan’a özgürlük, Öcalan’a statü, özelde terör örgütünün siyasi uzantısı partinin baş müzakereci statüsü meselesine dair görüşlerimizi açık ve net bir şekilde ifade etmek istiyoruz. Öncelikle şunu ifade edelim ki, İmralı'da hükümlü bulunan terörist başı için yasal güvenceye kavuşturulmuş bir baş müzakereci statüsü talep edilmesi sıradan bir cezaevi düzenlemesi tartışması değildir. Bu konu doğrudan hukuk devleti ilkesini, demokratik siyaset zeminini ve Türkiye'nin egemenlik anlayışını ilgilendirmektedir. Dünyanın eli kanlı terör örgütünü kurmuş, en kanlı ve işlediği hiçbir suç kalmamış, bütün suçları işlemiş, bir terör örgütünü kurmuş, yıllarca onu sevk ve idare etmiş bir millet ve devlet düşmanının ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış bir hükümlünün statüsü zaten hukuk tarafından belirlenmiştir” dedi.
Destici, sözlerini şöyle tamamladı:
“Açık kaynaklarda ve terör örgütüne müzahir çevrelerde dahi İmralı'daki hükümlünün bağlayıcılığının zayıfladığı ifade edilirken bugün aynı figürün merkezi muhatap olarak sunulması samimiyet sorusunda beraberinde getirmektedir. Bu süreçte defalarca zikrettik, bir daha ifade ediyorum. Öcalan’ın terör örgütü ve türevleri üzerinde bir etkisi yoktur. Varsa da çok alt düzeydedir. Ne terör örgütünün kandil yapılanmasının ne Avrupa merkezli kuruluşlarının ne Irak'taki Barzani'nin ne Suriye'deki mazlum Abdi’nin ne de DEM’lilerin umurunda değildir. Onlar sadece tırnak içerisinde TC'nin elinde tutsak diye nitelendirdikleri Öcalan’ın mahpusluk ve cezaevi sürecini istismar etmektedirler. Bunlar Öcalan'ı istismar edip içeride ve dışarıda mağduriyet ve meşruiyet üretmek peşindedirler. Açık açık kendi medya gruplarında Öcalan'ın tutsak olduğunu, Türk devletinin manipülasyon ve etkisinde olduğunu yazıp çizmektedirler. Hatta kendi işlerinde dışarıya fazla renk vermek istemiyorlar ama yakalanıp yurda getirdik yapılan sorunların video kayıtlarının yayınlanmasından sonra bu düşüncelerinde iyice ısrarcı olmaktadırlar. Bugün yaptıkları iş sadece istismardır, başka bir şey değildir. Bakınız bu gerçekliği biraz daha açarak izah etmeye çalışıyorum. Irak'ın kuzeyinde Mesut Barzan'ın çizgisiyle yaşanan tarihsel gerilimler Suriye sahasından mazlumatlı ve temsil ettiği yapının farklı uluslararası aktörlerle kurduğu ilişkiler ortadayken İmralı merkezi sembolik bir statün inşasının bölgesel güç rekabetlerinden bağımlısı dolduğu asla söylenemez. Bu tavrı bize şunu göstermektedir. Tartışma barıştan ziyade pozisyon alma ve alan genişletme tartışmasıdır. Değerli basın mensupları, değerli misafirlerimiz. Şunu da ifade etmek isterim ki Büyük Birlik Partisi olarak bizim duruşumuz nettir. Gerçek bir barış hedefleniyorsa bunun yolu hükümlü bir örgüt liderine yeni payeler vermek değildir. Bunun yolu şiddetin kesin ve geri dönülmez biçimde tasfiye edilmesidir. Silahın bölgesinin tamamen ortadan kavuşmasıdır. Demokratik siyasetin hiçbir tereddüde yer bırakılmayacak şekilde güçlendirilmesidir. Hukuku esneterek barış inşa edilemez. Egemenlik haklarımızı gözeterek üniter yapımıza zeval verecek en ufak zayıflıklardan bile uzak durarak en mühimi hukuku sağlam tutarak ve kararlı biçimde uygulayarak toplumsal güven tesis edilebilir.”
Kaynak: DHA
En Çok Okunan Haberler